8 Nis 2011

Dokumalarımız-3

ICOC XI. ULUSLARARASI DOĞU HALI KONFERANSI -İSTANBUL 2007
Şahsevenler’de Kayık Tekniğiyle Ortaya Çıkan Verniler ve Kullanım Alanları

Katayoun SARNESAR

 Etnik acıdan Türk olan Şahsevenler günümüzde İran’ın Kuzeybatısında, Azerbaycan bölgesinde ( Güney Azerbaycan) yaşamaktadırlar. Uzun bir zaman zarfında yerleşik hayata geçmelerine rağmen filen belli bir kısmı Muğan, Arazbarı (Arasbaran) ve Halhal bölgelerinde göçebelik hayatlarını sürdürmektedirler. Şahsevenlerin belli bir grubu da Zencan, Miyana ve Saveye kadar uzanan geniş bir alan içerisinde göç etmektedirler.
Fakat bu Yörükler kış mevsiminde en çok Muğan yöresinde barınmaktadırlar. Verimli meralara sahip olan Muğan yöresinde kışın iklim ılıman olmakta, ancak Mayıs’tan itibaren hava sıcaklık artmaya başlar ve yazın 40 dereceye kadar ulaşır. Bu neden ile Şahsevenler hayvanlarını beslemek için göç zorunluluğu duyarlar ve güneye, yani Savalan Dağı eteğinde bulunan zengin otlaklara doğru göç etmeye başlarlar. Günümüzde, Yörüklerin hayatında olan bazı sosyokültürel kurallar değişmiştir. Ancak yinede göçebelerin sosyokültürel açıdan temel yapısı olan İl, Taife, Oba, oluşumları devam etmektedir. Bu toplumların ekonomik açıdan gelir kaynakları genelde hayvancılığa dayanmaktadır. Yörüklerde genelde hayvancılığın temel işlerini (hayvan besleme, otlatma vs) erkekler, kadınlar ise ev işlerinin yanı sıra hayvancılıktan doğan yan ürünlerin üretimini üstlenmiş durumdalar. Kadınlar aile ekonomisine katkıda bulunmak için el dokumacılığı örneğin halı, verni (sumak), cicim (cecim) ve kilim dokumaktadırlar. Günümüzde birçoğu tamamen yerleşik yaşama geçmiş olmalarına rağmen, dokuma geleneğini göçebe hayatlarını sürdüren ve köylerde yerleşik konuma geçen göçebeler içerisinde sürdürülmektedir. Şahsevenler’de dokumacılar genelde kadın ve kızlardan oluşmakta ve sürdürülen en önemli dokumalarından kayıklar ve kayık tekniğinle dokunan verni türleridir.  *
*Cafer kerimzade, dokuyucu ve kooperatif başkanı, Köcenek köyü, Erdebil eyaleti (Ostanı) , Güney Azerbaycan.
 Bu dokuma türüne değişik bölgeler ve şivelerle göre farklı adlar verilmektedir. Örneğin İran’ın Azerbaycan bölgesinde ( güney Azerbaycan) verni, bazı yazılı kaynaklarda özellikle Anadolu’da sumak, sume ve şahseven adları ile bilinmektedirler. Azerbaycan cumhuriyet’inde sumak ve bazı özel nakışlara verni söylemleri kullanılmaktadır. Diğer taraftan ünlü araştırmacı Latif Kerimov’un araştırmalarına göre Garabağ’da sumağa kayık adı verilmektedir. Yabancı kaynaklarda ise soumak, sonmac diye yazılmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi İran’da halk ağzıyla sumaktan ziyade verni sözcüğü kullanılmaktadır. Bu nedenle verdiğimiz bilgiyi doğrulamak için Güney Azerbaycan terimleri aynen söylemek zorunda olmasını içerisindeyim. Verni genelde Doğu Azerbaycan eyaletinde Ahar, Keleyber şehirlerinde, Erdebil eyaletinde Meşginşehir (hıyav), Germi ve Parsabad şehirlerinde ve onlara bağlı kasaba ve köylerde dokunmaktadır. Yaptığımız araştırmalara göre son elli yıl içerisinde verni dokuması Arazbarı (Arasbaran) bölgesinde ivme kazanmaktadır. Bunu nedenini ise son zamanlarda bu dokuma türünün tacirlerin ve turistlerin ilgi odağına dönüşmesinden kaynaklanmaktadır .
Verni düz dokumalar içerisinde önemli bir yer almaktadır. Bu dokumanın kendine özgü bir dokuma tekniği vardır. Maalesef söz konusu tekniğe birçok kaynaklarda yanlışlıkla sumak tekniği adı verilmektedir. Yaptığımız bölgesel araştırmalar, dokumacı kişilerle görüşmeler ve halı tüccarlarla danışmalar bu terimin kayık tekniği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu has tekniğin adı kayık dokuması ve dokuyucu kişiye kayıkçı denilmektedir. Başka bir deyimle verni veya sumak Şahsevenlerin kayık tekniğinle dokudukları bir nevi yaygıdır. Bunun dışında bu teknikle dokunan birçok taşıma araç gereçleri örneğin: çul, çuval, yüklük, hurç vs bulunmaktadır. Bu dokuma türlerine eskiden beri teknik açıdan kayık adı vermektedirler. Diğer bir deyimle verni, çuval, çul vs kayık tekniği ile dokunan yaygı veya ürünün adıdır. Bu neden ile söz konusu tekniği verni veya sumak tekniği olarak adlandırmak yanlış kullanım ve yanlış bir terimdir. Önemli olan bu tür dokumanı detaylı olarak dünya literatürüne doğru bir şekilde aktarmak. Bu tekniği kullanımı çok eskiler dayanmaktadır, söz konusu tekniği halı, kilim ve cicimler başlıklarında, sürekli görmekteyiz ama bir yaygı olarak geçmişi tam olarak bilinmemektedir. Ancak aynı teknik ile dokunan ve 15-16.yy la ait olan bir sumak örneği Hermitage müzesinde bulunmaktadır .
Kayık tekniği ile dokunan dokumalarda üç iplik gurubunun kenetlenmesi söz konusudur. Bu üç grup eriş (çözgü), argaç (atkı) ve nakış ipliği denilen ikinci argaç’tan ibarettir. Verni de bu teknikten müstesna değildir.

Kullanılan Malzeme:
Şahsevenlerde iklim şartları, göç koşulları, taşınma, hafif olması nedeni kayık dokunmasına halı dokumasından daha fazla önem verilmiştir. Şahsevenler hayvan beslediklerinden dolayı malzeme olarak hayvanın yan ürünü olan yünü kullanmaktadırlar. Gerektiğinde de ipek ve pamuğu da başka yerlerden temin etmektedirler. Azerbaycan Bölgesinde ( güney Azerbaycan) geçmişte verni veya sumak dokuyucuları dokumalarında eriş ve argaçta malzeme olarak yün kullandıkları için kendi ürettiği yün ipliğini tercih ederlerdi, ama günümüzde genelde erişlerde pamuk, nadiren ipek ve bazı köylerde yün ve argaçlarda ise pamuk kullanılmaktadır. Nakış ipliğinde ise yün ve ipek kullanmaktadırlar. Sadece son zamanlarda tüccarların siparişi üzerine üretilen erişe ipek kullanmasını görmekteyiz. Bu neden ile verniler kullanılan malzemeye göre farklı çeşitlere ayrılmaktadır.
1- Yünlü Verniler.
2- İpekli Verniler.
3-Yün- İpek (Yarım İpekli) Verniler , ( Yöre ağzında kef İbrişim)
Verniler genelde 9 değişik ebatlarda dokunmaktadır. Genelde en büyük verniye halı vernisi (300x400cm) ve küçük verniye ise Püştü ( 90x60 cm) denilmektedir. Vernilerde ilme sıklığı kaliteye göre değişmektedir. Kaliteli verniler’de ilme sıklığı her 10cm de 50 ilmektir*.
*(Cafer kerimzade, dokuyucu ve kooperatif başkanı, Erdebil eyaleti).
Tezgâh Çeşitleri:
Bu tür dokumada kullanım alanına göre farklı tezgâhlar hazırlanmaktadır. Yaygı türleri (verni) dikey, taşıma araçlar için yatay tezgâh kullanılmaktadır. Dikey tezgâh form olarak halı dokuma tezgâhlarının aynısı olmaktadır. Tezgâh ve eriş hazırlama işlemleri belli bir zaman takvimi içerisinde yapılmaktadır. Özellikle zaman öğesi yatay tezgâhlarda daha fazla dikkate alınmaktadır. Tezgâhlarda dokunmuş örnek yan yana konularak istenilen şekilde dikilir ve kullanılır.
Verniler’de görülen kayık tekniği yapılış şekline göre bir kaç çeşide ayrılmaktadır. Genelde nakış iplikleri bir çift erişe 2/1 dolanarak uygulanır ki bazen desene bağlı olarak bu uygulama 4/2 olarak da değişe bilir, yanı nakış iplikler dört erişe sarıldıktan sonra ikisinin arasında üste çıkar.
1- Düz Kayık: Bu dokumanın her sırasında bir çift eriş kayarak dokunur. Birinci sırada nakış iplikleri arkadan ters bir şekilde erişe sarılarak öne çıkıyor. İkinci sırada ayni işlem birer erişi kayarak devam eder. Nakış iplikleri her sırada aynı yönde erişlere sarılır 4/2 ve her sıra arası birde argaç atılır. Verni dokumalarında en fazla uygulanan tekniktir.  Bu teknikle dokunan kayıklarda atkısız örnekleri de mevcuttur.
2- Balık Sırtı kayık veya Sünbülvarı : nakış iplikleri her sırada ters yönlerde erişlere sarılır ve ikinci sıraya geçmeden argaç atılır. Bu teknikle dokunan kayıklarda atkısız örnekleri de mevcuttur.
3- Geçirtme Kayık: Bazen nakış iplikleri aynı erişlere iki kez sarılır ve üst üste düşen ilmeler daha kabarık bir görüntüyü ortaya koymaktadır.
4- Ters Kayık: Bu uygulamada düz kayık tersine içten dışa doğru iplikler erişlere sarılır. Bu teknikte esasında atlamanın sistemli şekilde uygulanmasıdır. Erişler her sırada 3 üstten 1 alttan diagonal yönde birer eriş kayarak atlar.
Kullanılan Nakış :
Üretim bölgelerinde de eski desen ve yanışları kullanmanın yanı sıra yinede dokuyucularla kendi yetenekleri ve doğadan almış ilhamla dokumaya başlarlar ve buda onların doğayla nasıl özdeşleştiğini göstermektedir. Vernilerin nakışları Şahsevenlerin sosyal yapıları, gelenek görenekleri ve iklimi koşullarını simgelemekte ve yaşam tarzlarını yansıtmaktadır. Nakışlar genelde soyut, geometrik ve doğadan ilham alarak dokunmaktadır. Nakışların genelde konusu hayvanlar ( ejderha, kartal, kuş türleri, evcil hayvanlar), bitkiler (bitki çeşitleri, çiçekler, bütalar) araç gereçler ve kap kaçak ( ev aletleri, makas, semaver tarak…) geometrik nakışlardır. Şahsevenler göç süresi içinde ekolojik bakımdan çok zengin meralardan yol alıp gidiyorlar bu nedenle doğayla birleşerek duygularını ve dileklerini bu dokumalarda ortaya koymaktadırlar. Kullanılan renkler genelde krem, bej, kırmızı, lacivert, açık mavi vs dır.
Yukarıda belirtilmiş doğal nakışlar günümüzde azda olsa yerlerini yapay ve doğa ile pek ilişkisi bulunmayan nakışlara vermeye başlamıştır. Bu neden ise kooperatif sahiplerinin ve halı tüccarlarının daha öncede istekler üzerine hazırladıkları  nakışların dokuyuculara sunulmasından kaynaklanmaktadır. Bu tür yapılaşma genelde köylerde yerleşil olan göçebeler üstünde gerçekleşmektedir. Burada sunulan desenleri genelde tarihi eserlerden biçimsiz şekilde alınan şekiller ve halı desenleri oluşturmaktadır.
Kullanım Allanları:
Şahsevenler içerisinde kayıkların kullanım alanları genelde yaygı, keçe ve halı üzerine kaplamak için, halının yanında süs olarak ve duvar süsü gibi, yüklük (fermeş), çuval, hurç, ekmek çantası, kaşıklık, tuzluk, at çulu, heybe vs den ibarettir . Verni kilime göre kalın ve dokuma tekniğine göre daha dayanıklıdır. Kulanım yere göre desenleri ve ölçüleri değişmektedir. Verniler tek yüzlüdürler ve arka yüzlerinde sadece düzensiz, renkli iplikler gözükmektedir, dokuyucuların söylediklerine göre, bu ipuçlarının bırakılmasının iki sebebi vardır.
1- Yer yaygısı olduğu için sıcak tutması.
2- Zarar veren böcekleri altına girişinin engellenmesi
Kaynaklar
1- Şahseven Yörükleri ve Erdebilde Verni nakışlarının incelenmesi.
2-www.Turkcebilgi.com
3- El Sanatlar Kurumu Başkanlığı, Arşivi, Doğu Azerbaycan İli-İran
4-www.hermitagemuseum.org
5-www.Ashayir.com
6-MINISTRY OF CULTURE OF THE AZERBAIJAN REPUBLIK STATE MUSEUM OF AZERBAIJAN CARPET AND APPLIED ART
7- Divanü Lugati-Türk, Kaşgarlı Mahmud, Hüseyin Düzgün, Yay Ahtar, Tebriz, 2007, S.107 8- Kilim-Cicim Zili- Sumak Türk Düz Dokuma Yaygıları, Belkıs Balpınar, Eren Yayınları, İst, 1982.

14 Oca 2011

Nakış İşi -1

MAMAĞAN NAKIŞ İŞİ (Ay Tikmek)

Güney Azerbaycan’ın Göz Alıcı İğne Sanatı

Katayoun SARNESAR



Mamağan günümüzde İran’ın Kuzey batısında yar alan Doğu Azerbaycan eyaleti sınırları içerisinde yer almaktadır. Mevki olarak söz konusu eyaletin merkezi konumunda olan Tebriz şehrinin güneybatısı ve 42 km uzaklığında bulunmaktadır. 58, 45 boylam ve 50, 37 enlem arasında yer alan Mamağan şehrinin denizden yüksekliği 1380 metre olmaktadır. Mamağan’ın ilçe sınırları doğudan Sahand dağlarına batıdan ise Urmiye Gölü’ne kader uzanmaktadır. (Harita-1, 1a).
Etnik açıdan yöre halkının tamamı Türk olmakta ve konuştukları dil ise Azerbaycan Türkçesidir. İlçenin tarihi geçmişi tam olarak bilinmemektedir. Mamağan da bulunan en eski tarihi bina Baba Cabir ( Pir Cabir) zaviyesi olarak bilinmektedir. Bu binanın geçmişi 13. yüzyıla dayanmakta ve o dönme ilişkin ariflerin eğitim aldığı merkez olarak bilinmektedir.
İklim koşulları açısından Mamağan yöresinde yarı kurak iklimi hâkim olmaktadır. Bu neden ile yazın sıcak ve kış ayları soğuk geçmektedir. Ekonomik açıdan bölgede tarımsal ve hayvancılık faaliyetleri etkin rol oynamaktadır. Özellikle hububat ve tahıl yetiştirme ile hayvancılık yöre insanlarının geçim kaynağının ana unsurunu teşkil etmektedir. Bunları yanı sıra el sanatları özellikle halıcılık ve nakışçılık yöre halkının uğraş alanını oluşturmaktadır. Halıcılık ve nakışçılık aile ekonominse katkıda bulunmak amacı ile kadınlar tarafından yapılmaktadır. Yaptığımız yerel araştırmaya göre 15000 nüfusa sahip ilçenin yaklaşık 800 ailesi el sanatları işiyle uğraşmaktadırlar.
Mamağan’ın adı ile bağlantılı değişik görüşler ortaya konulmaktadır. Yaygın görüşe göre Mamağan’ın asıl adı Mamağaan veya Mamakaan sözcüğünden ileri gelmekte ve aynı zamanda Gazan Hanın annesini adını taşımaktadır. Bu sözcüğün zaman içerisinde Mamağaan’a dönüştüğü görüşü ile sürülmektedir. Rivayete göre Moğol İlhanı Gazan Hanın annesi 1304 yılında Kazvin (Qazvin) yakınlıklarında vefat etmiştir. Annesinin vasiyeti üzerine cenaze Tebriz’in güney batısında, bir yönü dağlık diğer yönü ise Urmiye Gölü’ne varan kırlık bir alana gömülmüştür. Bu sebepten dolayı bu bölge Gazan Hanın annesinin adını yani “Mama Kaan” adını almıştır.

Nakış İşi (Tanıtım)
Güney Azerbaycan’ın en önemli el sanatlarından birisi Mamağan’da yapılan nakış işleridir. Söz konusu el sanatının geçmişi en az 200 yıl kadar uzanmakta ve yerel araştırmalarda bundan önceye ilişkin bir bulguya rastlanmamasına rağmen daha eskilere dayandığı düşünülmektedir. Bu el işinin en belirgin özelliklerinde sadece Mamağan yöresinde yapılması olmaktadır. Yaptığımız alan araştırmasına göre Mamağan yöresinde bu el işine “ Ay tikmek- ay dikmek” adı verilmektedir. Nakışçıların verdiği bilgiye göre söz konusu el işinin orijinal biçimi yuvarlak veya oval olduğunda dolayı bu işleme ay dikmek denilmektedir. Nitekim yapılan araştırmalar bu el işinin eskilerde sadece başlık olarak işlendiğini ve kullandığın ortaya koymaktadır. Günümüzde ise bardakaltı, yelek, cüzdan, masa, örtüsü ve diğer süs eşyaları biçiminde farklı yapılış şekillerine rastlamak olasıdır. Teknik olarak genelde bu nakış işi kumaşın yüzeyinde renkli ipek ipliklerle teyelleme tekniğiyle yapılmaktadır. Bu el sanatı kadınlar tarafında yapılmakta ve gelin ailesi tarafından damat evine hediyelik olarak gönderilmektedir. Ayrıca günümüzde ise piyasa talibi doğrultusunda satış amacı ile de üretilmektedir (Resim 1-2).

  











Malzemeler:
1- Telalamak için siyah Debit veya bezi, siyah saten kumaşı ( isteye göre).
2- Doğal ipek ipliği veya suni ipek ipliği, Viskoz veya asetat çeşidinden üç değişik numaralardan oluşan, ince 6 kat, orta 15 kat ve kalın 30 kat
3- İğne, makas ve yüksük

İşlem Aşamaları:
1- Kalıp Hazırlama
İlk başta önce nakış’ın kalınlığına göre iplik 6, 15 veya 30 katlı olarak ayrılır ve yumak şeklinde toplanır. Ardından kâğıt üzerinde istenilen ebatta nakışların çizimi yapılır ve makasla kesilerek kâğıt kalıp hazırlanır. Aynı şekilde kesilmiş kalıplar Debit ve bezin üzerine tekrar iğnelenir ve makas yardımıyla kesilir (Çizim 1). Kumaşlar kesildikten sonra arasına kâğıt kalıp koyarak 3 katlı bir kalınlık ( bez, Debit, kâğıt kalp) elde edilir ve kumaşlar dikişe hazırlanır (Resim 3). Ayrıca dikkat edilmesi gereken nokta şu: kâğıt kalp ve bez kumaşın ölçüleri aynı, ama Debit kumaşın ölçüsü etraftan 2 cm daha büyük kesilmesi gerekir Nakışçılar genelde sağ eliyle iğne, sol eliyle kumaşı sabit tutarak dıştan 5mm’e içe doğru zincir işini yaparlar (Çizim 2).
     






Çizim 1                                                                                                                         Resim 3


 Çizim 2                                                                                                         


 2- İğne işi
İlk olarak iğne iplik (ipliğin son ucuna düğüm atılma kaydıyla) kumaşın (Debit) altında geçerek yüzeye doğru çıkarılır, ardında iğne kumaşın yüzeyinden alta doğru geçirilerek tekrar yüzeye doğru çıkarılır. Kumaşın üzerinde daire biçimini oluşturan ipliğin ortasından iğne dışarıya doğru çekilir (bu tekniğe Zincir işi denilir) yöre halkı bu işleme Ayna Dalısı* derler. Nakşın çapına göre bu iğne işi devam eder (Çizim 3).



Çizim 3                                               Bu işlem kalıbın kullanış yerine göre değişir eğer kalıp bardakaltı veya başlık için kesilmiş ise zincirlemeden sonra Debitin altında daha önce kesilmiş kâğıt kalp ve bez yerleştirilir. Debitin fazlalığı arkaya doğru katlanarak kâğıt ve beze teyellenir. Kalıbımız daire biçiminde olduğu için merkezden iplikle sekiz ayrı dilime ayrılır her dilimin içi ipliklerle teyellenir ve yıldız nakşı ortaya çıkarılır bu aşamaya Ayçekmek (ay biçimini almak) adı verilir (Çizim 4). Sonraki aşamada nakış çevresini Düğme Gırağı** ( bir nevi iğine işi- bazı kaynaklarda sıçandişi olarak geçer) işlemi yaptıktan sonra (Resim 4), Göbek denilen dairenin merkez çevresine zincir işi yapılır. Yanışı oluşturmak için genelde V şeklinde iki büyük teyel ( ˅) atılır ve sonunda nakşın her yeri tamamlanır (Çizim 5) ( Resim 5). Daire biçiminde olmayan kalıplarda da aynı işlem yapılır. İki veya üç kalın ipliği kumaşın üzerine koyarak kısa teyellerle kumaşa dikilir. Dikkat edilmesi gereken şu; kullanılan iplik ve teyel ipliği aynı renkte olmaması gerekir bu aşmaya da Su Çekmek denilir (Çizim 6) (Resim 6). Yapılacak işlem şekline göre dıştan içe doğru az bir mesafe bırakılarak su çekme işlemi tekrar uygulanır. Bu işleme ise Cütlemek (çiftlemek) denilir (Çizim 7). Cütlemekten sonra birkaç santim ileride başka bir bordür yapılır ki bu işleme de ağ yer açmak (ak yer açmak) denilir. Su çekmek ve Cütlemek arasında bulunan V şeklinde boşluk büyük teyellerle doldurulur ve teyellerin temas noktalarına zincir işi yapılır (Çizim 8) ( Resim 7).
                                                                             Resim 4           
Bordürlerin yanında zincir işiyle Şamlık deseni yapılır (Resim 8). Şamlık nakşının çevresine iki farklı renkten oluşan iplik ile zincir işlemi yapılır. Fraklı renkten oluşan zincir işleminin bir Şamlığı iç kısmını diğeri ise dış kısmını temsil eder. Ayrıca yapılan bu işleme de Şamlık***adı verilir. Zincirleme işleminden sonra Şamlığın içi kısmı çapraz teyellerle doldurulur. Yöre halkı bu işleme de Gülleme adını vermektedir (Resim 8). Şekil 8 den de anlaşıldığı gibi Şamlık veya diğer bir deyimiyle butanın üst kısmına Burun denilir. Bordür üzerinde bulunan iki Şamlık arasında iki adet yarım daire şeklinde yanış bulunmaktadır. Bu yanışa Darak veya Tarak adı verilmektedir (Resim 9). Darağın iki tarafında bulunan boşluğa ise Girdekani ( Ceviz gibi) adı verilir ( Resim 10).
*Ayna arkası
** Düğme kenarı
***Yöre ağzında Şamlık: çoklu Şam ağacı biten yer, bitki ve yeşili bol olan alana denilir, çamlık. Nakış adı (koza şeklinde)


Resim 5                                                                                                      Resim 6
Nakışlar      
Mamağan nakış işinde kullanılan yanışlar genelde doğadan, çevreden alınarak stilize edilir ve eski inançlara dayalı şekiller ve sembollerde dönüştürülür. Örneğin iç içe daireler, yıldız, üçgenler, Şamlık, su yollarını gösteren bordürler diğer el sanatlarında olduğu gibi burada da eski Türk Kültürünün simgelerini hatırlatmaktadır.
Eskide Kuş Ayağı adı verilen bir yanış işlenmekteydi. Günümüzde bu yanış yeni yapılan ürünlerde daha az kullanmaktadır. Bu yanış kendi anlamını andırmak ile birlikte sekizgen yıldızların açılarının birbirlerinden ayırmak amacı ile işlenirdi. (Resim 11). Nakışlar ile ilgili dikkat edilmesi gereken en önemli husus, nakışların kullanım biçiminin zaman içerisinde hiç değişme uğramamış ve bozulmamış olmasıdır. Buda bir açıdan yöre halkının ne kadar gelenek ve göreneklerine bağlı olduğunu göstermektedir.
                                                                 
                                                                                Resim 8
                                        Resim 7
                                              



                                         
                                           Resim9  Tarak                                      
                                                                                                                           Resim 10 Girdekani
Resim 11 Kuş Ayağı
 Kullanım Alanları
Mamağan nakış iş zarafet, yanış ve yapılış şekli itibari ile çok önem verilmesi gereken el işleri arasında yer almaktadır. Ama dar bir alanda yaygın olduğundan dolayı yeterince araştırılmammış ve gereğince önem verilmemiştir. Bu neden ile kullanım alanı diğer el sanatları gibi pek geniş sayılmaz. Bu nakış işinin eskilerde sadece başlık ve yelek olarak yapıldığı, kızların çeyizi üzerinde hediye olarak verildiği ileri sürülmektedir. Günümüzde ise giyim, taşıma ve sus eşyaları olarak yelek, başlık, şalvar, çanta, cüzdan, bardakaltı, tabak altı ve masa örtüsü şeklinde üretilerek aile bütçesine destek sağlamak amacı ile pazarlarda satılmaktadır( Resim 12-13-13a-14-15-16-17).

Kullanılan Renkler
Mamağan Nakış işinde genelde canlı ve parlak renkler kullanılmaktadır. Kırmızı, turuncu, sarı, beyaz, kahverengi, yeşil, mor ve Pembe renklerinin en fazla tercih edildiği görülmektedir.


       

 











Kaynakça
Arazı araştırması 2005
AnaBritannica, Hürriyet, cilt. 21, S.396.
http://fa.wikipedia.org
                                   

18 Ara 2009

Dokumalarımız-2

ULUSLARARASI 6. TÜRK KÜLTÜRÜ KONGRESİ
İran ve Anadolu’da Cicim Dokumalarının Ortak Özellikleri
KATAYOUN SARNESAR
Giriş
Eskiden beri Türk boyları hayvancılığın yanı sıra dokumacılığa büyük önem vermişlerdir. Bu El dokumaları kullanım amaçları ile kalmayıp, kültürel ve manevi değerleri yansıtan bir tablo niteliğinde olmuştur. Cicim de bu önemli el dokumalarının içinde yer almaktadır. Cicim sözcük olarak; hem bir çeşit dokuma tekniğin hem de bu teknikle dokunmuş eşyaları ifade eder. Cicim havsız bir dokuma türüdür. Kullanılacağı yere göre çeşitli enlerde dokunup yan yana dikilip değişik boyutlarda örtüler, yaygılar oluşturabileceği gibi duruma göre istenilen ölçüde tek parça olarak da dokunabilir. Bu tür dokumalar genelde örtü, heybe, çuval, çadır kuşağı ve yaygı olarak kullanılır. Kullandığı bölgelerde atkı yüzlü veya çözgü yüzlü olarak dokunduğu görülmektedir. İran ve Doğu Anadolu’da cicim genelde yer tezgâhında ve Diğer bölgelerde Dikey tezgâhlarda dokunmaktadır. Araştırma alanları olarak seçtiğimiz İran ve Anadolu’nun dışında Kafkasya, Özbekistan, Kırgızistan ve Doğu Türkistan’a kadar uzanan bir geniş yelpazede bu dokumacılığın yaygın olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır. Cicim coğrafi bölgelere göre ; cicim, cecim, cacım olarak söylenen Türkçe bir kelimedir çünkü şu ana kadar Anadolu’da, Kafkas, Türkmenistan’da bu kelime kullanılmakta ayrıca Farsça metinlerde jajim veya jajem16.yy dan önce kayıt edilmemiştir ve bazı kaynaklarda Farsça sözcük olarak gösterilmesine rağmen (Büyük Larousse, Medyam Larousse) bir çok Farsça kaynaklarda Türkçe bir sözcük olduğu vurgulanmaktadır. İran’ın Azerbaycan bölgesinde “ Cecim” Fars bölgelerinde “Cacim”(jajim) ve Doğu Anadolu da “Cacim” ve “Cecim”, Orta Anadolu da “Cecim” ve Batı Anadolu da “Cicim”olarak söylenmektedir. Araştırdığımız kaynaklarda 14.yy dan öncesine ait bir belgeye rastlanmamıştır. 14.yy la ait Kelile ve Dimine kitabında yer alan bir minyatürdeki kadının üzerinde örttüğü cicim olduğu anlaşılmaktadır. Cicimin deseni “V” şeklinde bir motiften oluşmaktadır. Minyatür Tebriz mektebine aittir (Resim-1). Sadi’nin Gülistan’ında yer alan minyatürde döşemenin cicimle kaplı olduğu görmekteyiz, bu minyatür Herat mektebine aittir (Resim-2).
- DEHKODA Aliakber, Encyclopedic Dictionery, Tahran Uni Pub, Tahran, 1993 - SABAHİ Tahir, Shahsavan Jajim, Cato textbile- Art pub, Turin(Italy), 1998, s.42 - SABAHİ Tahir, a.g.e, s.47
Kullanma Alanları
Yörüklerin, yâda geniş anlamda göçebe topluluklarının gelirleri, büyük oranda hayvancılığa dayandığından, sürülerini otlatabilmek için, çayırların verimli olduğu yerlere mevsimsel göçler yaparlar. Bu yaşam sonucu ellerinde bulunan en bol koyunyünü ve keçi kılı olduğundan ve yaşam biçimleri de sabit ve yerleşik biçimde olmadığından; hafif, taşınabilir, yünden yapılmış eşyalar üretilir. Alacık denilen yarım silindir şeklindeki çadırlar onların evleridir; bu evlerin çatıları keçe ile ve iç kısmı ise cicim ile örtülmektedir. Rengârenk çuvallarda, çamaşırlarını, elbiselerini saklarlar. Mutfak araç ve gereçleri, bıçak, kaşık ve oklavaları bile ufak dokuma torbaları içinde korunur. Böylece bir konut için gerekli olan yaşam gereçlerini çoğu kadınlar tarafından üretilmiş olur. İran ve Anadolu’da da köylerde iktisadi bakımından gelirin %70 temin eden sanatlardan birisi el dokumalarıdır. Cicim dokumaları köylü ve hatta aşiret sanatıdır. Bu topluklarda cicimin kullanım şekli ana başlıklar halinde aşağıda verilecektir. Ayrıca bu kullanım şekilleri ve amacı her iki araştırma bölgesinde hemen-hemen aynıdır.
Yine Nizami'nin Hamse'sinde Şiraz mektebinde yapılan Şehzade Behrami ait üstünde tasvir eden minyatür atınüzerinde sarı, kırmızı renkte "Z" motifi cicim olduğu görülür, bu minyatür (1507-1508) tarihleri arasında Şiraz mektebinde yapılmıştır (Resim-3).
-SABAHi Tahir, a.g.e, s.39
Yaygı
Araştırdığımız bölgelerde genelde köylerde veya göçebe topluluklarında cicim yaygı olarak kullanılmaktadır. İran ve Anadolu’da Baraj Gölü bölgesinde yaygı olarak kullanılan desensiz boyuna çizgili cicimlere palaz adı verilmektedir.
Araştırmanın coğrafi bölgeleri, İran (Azerbaycan bölgesi, Fars eyaleti )ve Türkiye( Anadolu) olarak ele alınmıştır. Azerbaycan bölgesinde Şahsevenler, fars eyaletinde ise kaşkaylar Türkleri göçebelik hayat tarzını sürdürerek dokumacılık geleneğini devam ettirmektedirler. Anadolu’da ise yerleşmiş Türkmen topluluklarında ve kısmen de yürükler (Toros dağlarında) bu geleneği görmekteyiz. Cicim günümüzde birçok bölgede önemini yitirmesine rağmen bazı şehir vekasabalarda süs eşya, Hediyelik ve turizm amacına yönelik üretilmektedir.
Örtüler Moğan, Miyane, Bicar, Kazvin, Save Şahsevenler’inde cicim Battaniye, At örtüsü, bohça, tandır örtüsü, perde,…olarak Kullanılmaktadır.İran’ın güneyinde (kaşkaylar’da) genelde bu dokuma örtü, yatak örtüsü ve Anadolu’da ise namazlık, örtü …Şeklinde kullanılmaktadır (Resim-4).
Yastıklar
Cicim yastıkları genelde dikdörtgen şeklinde ve desenleme yaslanılacak kısma işlenir. Arkası ise, desensiz renkli düz çubuklar dokunur. Bu dokuma yastıklar en çok Anadolu’da kullanılmış ve kullanılmaktadır. Günümüzde İran, Azerbaycan bölgesinde cicim mobilya döşemeciliğinde, koltuk kanepe çanta kaplanan yüzler, özel olarak bu işler için dokutulmuş cicim’den yapılmaktadır (Resim-5) .
Taşımada
1-Çuvallar: başlıca iki kısma ayrılır, birincisi hububata ait ikincisi de giyim ve diğer eşyalar içindir; kullanıma göre desenli veya desensiz olur . 2-Heybeler omuz, eyer ve ekinde kullanılır ve herkes tarafında bilinmektedir. Kaşkaylar’da genelde süs olarak veya özel günlerde kullanmak için küçük heybeler dokunmaktadır. Aksine şahsevenlar’de heybeler sadece taşıma amacı ile kullanılmaktadır. Ayrıca Anadolu ve İran’da aynı adı taşımaktadırlar. Günümüzde büyük şehirlerde ve kasabalarda cicimler sus ve çanta amacı ile şehir insanları tarafından kullanılmaktadır .
Kolanlar
Cicim tekniği ile dokunmuş kolanlar, çok çeşitli boy ve desene sahiptirler. Genelde çuval kenarlarında, topak evlerde ağaç iskeleti bağlamak için , göç esnasında çocuk taşıma, eşya taşıma işlerinde ve hayvanların koşum takımlarında her iki ülkede kullanılmaktadır (Resim- 6).
Özel günlerde kullanılanlar
Cicim türü dokumalar, yaklaşık 30 sene öncesine kadar şahsevenler’de damat kıyafet dikiminde kullanılırdı. İnce dokunmuş ipekli cicimler, düğünlerde gelin çeyiz yükünün, damat evine taşıması sırasında çeyiz üzerine süs amaçlı olarak halen örtülmektedir. Bu tür örtüde, ipek yerine yün kullanılarak Orta Anadolu’da (Afyon-Emirdağı) Türkmenlerinde evli çiftlerin ilk gece örtüsü ve sonrada cenaze sargısı olarak kullanılmak üzere çeyizlere özel dokunur.
Cicim Dokuma Teknikleri
Cicim dokuma tekniği iki ayrı başlık altında,1- çözgü yüzlü desenliler 2-atkı takviyeli desenliler olarak ayrılmaktadır.
1- Çözgü yüzlü Desenliler
a-Boyuna çizgililer: Çözgü yüzlü dokumalarda atkı iplikleri çözgü ipliklerinin arasında kaldığında yüzeydeki renklendirme çözgü ipliklerindendir. Motifler ve zemin, çözgü iplerinde meydana gelir. Desenlendirme, Çözgü iplerinin motife göre el ile seçilip ayrılması sistemi ile dokunur. Bu dokumalardan sofra altı, yüklük örtüsü, perde…yapılır. Istar denilen tezgahlarda veya yer tezgahında dokunur. Ensiz olarak yapılan dokumalar birbirine dikilerek istenilen genişlik verilir (Resim-5). İran Azerbaycan bölgesinde ve Doğu Anadolu’da sık rastlanan bir tekniktir.
b-Çözgü yüzdürmeli Desenliler: Bu cicim türünde motifler, dokumanın ön tarafında oluşturulur. Desene göre kullanılacak, üstte kalması gereken çözgüler doku yüzeyinde tutulur. Doku yüzeyinde kalan bu çözgüler, zemine göre hafif bir kabarıklık oluşturur, yüzer gibi bir görüntü verir. Dikkat isteyen oyalayıcı bir tekniktir. Çözgü iplikleri renkli ipliklerinden hazırlanır ve çözgülerin renkleri, dokumanın zemin ve motif renklerine göre ayarlanır. Ayrıca desen yapılan şeritlerde isteye göre iki veya üç renk çözgü ipliği kullanılır. Anadolu’da ve Kaşkaylarda ortak bir dokuma tekniğidir.
c-Çözgü Takviyeli Desenliler: Bu tür dokumanın ön yüzündeki desenli kısımlarda desene göre seçilmiş çözgüler dokuya girer. Diğerleri tamamen doku dışı arka yüzde bırakılır. Desene girmeyen çözgüler yüzmüş durumdadır. Bu teknikte çözgü hazırlanırken, desen yapılacak şeritte desenin oluşması için, çözgüye ilave olarak, çözgü çekilirken her çözgü çifti arasına başka renkte, çözgü çifti ilave edilir. Örneğin desensiz bölgede çözgü sıklığı 20/cm. ise, desenli kısımda çözgü sıklığı 40/cm. olmalıdır. Dokuması, çözgü yüzdürmeli desenleme tekniğine göre zordur ve oyalarcıdır.
2-Atkı Takviyeli Desenliler: Bu gruptaki cicimlerde zemin dokusu atkı yüzlü veya bez ayağıdır. Desen oluşturmak için, üçüncü eleman olarak takviye atkılar kullanırlar.Desene göre gerekli renkli atkı iplikleri seçilir ve desen yapacak şekilde, iki, üç, dört, beş çözgü üzerinde atlatılır. Desen yerleştirme işleminden sonra, zemin atkıları atılır. Bu da üç alt guruba ayrılmaktadır.
a-Enine çizgiler: Bu dokumada atkılar ayrı-ayrı renklerde seçilip çözgülerin arasından geçerek zemin üzerinde enine renkli bantları gösterir. Istar tezgahında dokunur.
b-Atkı yüzlü Zemin Üzerine Desenliler: Tekstil örgülerinde atkıların çözgüleri kapattığı durumlarda ortaya çıkan dokumalarda “atkı yüzlü” dokumalar denilmektedir.İzmir-Helvacı Yörüklerinin dokuduğu cicim seccadeler bu tekniğe en iyi örnek olarak gösterilebilir. Daha çok heybe, çuval, torba gibi kalın olması gereken türler bu şekilde dokunmaktadır
c- Bezayağı Zemin Üzerine Atkı Takviyeli Desenliler: Bu tür cicim dokumalarında aynı kalınlıkta ve aynı renkte olan atkı ve çözgü eşit aralıkla kesişerek düz(bezayağı)dokuma meydana getirir. İplik kalınlıkları kullanılacak eşyanın kullanılma amacına göre değişir. Bu tür cicimler ekose desenli veya renkte dokunur. Ekose desenlilerde çözgü, desen rengine göre, renkli şeritler halinde hazırlanır, yine atkılar da renkli şeritler halinde atılır. İnce, hafif yaygılar, ocak perdesi, kapı, divan, …gibi bu teknikle dokunurlar. İstanbul ve Anadolu piyasasında geniş zeminli, seyrek desenli cicimlerden görünüş olarak çok farklı olmasına rağmen, aynı teknikle dokunmuş bu cicim dokumaları zili olarak adlandırılır.
-Sözlü görüşme; Prof. Dr. Şerife ATLIHAN, Marmara Üni, güzel Sanatlar Fak, G.T.E.S, Öğretim Üyesi. -GÖRGÜNAY Neriman, Anadolu’da Cecim Çeşitleri-III Milletlerarası Folklor Kongresi Bildiriler, Ankara,1987, s.145-146, (C.V) - Sözlü görüşme; Prof. Dr. Şerife ATLIHAN, Basılmamış notlar, 2000

Desen ve Motifler Gerek İran gerekse Anadolu’nun kendine ait motifleri olmasının yanında, her iki bölgede ortak olan motifler gözükmektedir. Bu neden ile dokunmuş cicimlerde birbirinin aynısı veya benzeridir. Her iki bölgede benzer motiflerin yoğunluğu yörelere göre değişmektedir. Hatta bazı motiflerin İran’da belirli dokuma eşyalarda yoğun bulunmasının yanında, aynı motiflerin Anadolu’da bir başka dokuma eşyada daha yoğun olarak yer aldığı görülmektedir. Bu ortak motiflerin görülmesi çeşitli faktörler bağlıdır. Bunların, en başta her iki bölge halklarının ortak bir geçmişe sahip olması, göçler, yaşadıkları yerler (yaylak, kışlak ve köyler) , hayat tarzları, yaşam biçimlerindeki değişim v.s. olguların ortak veya birbirlerine çok yakın olmasından kaynaklanmaktadır. Değişik yörelerde yaşayan, fakat aynı boy yada oymağa ait insanların dokumuş olduğu cicimler, malzeme ve boyalarının değişik olmasına rağmen, bir iki motif eksikliği veya fazlalığı dışında kompozisyonların çok az değiştiği görülmektedir. Yörükler bir yerden başka yere göç ettikleri zaman, boy ve oymak bağları koptuktan sonra, doğal olarak yerleştikleri yöre ve haklı ile uyum sağlayarak kendi geleneklerine devam ederler: bu da kültürel açıdan etkileşim oluşturmaktadırlar. Bazen ufak obalar halinde bir tek yaylakta pek çok değişik boy ve oymak bir araya geldiklerinde birbirlerinden motifler, desenler alarak kendilerine göre yorumlayarak bunları uzun süre dokumaya devam ederek, gelenekselleştirmektedirler. O yüzden son devirlere ait örneklerle yorum yapılması zordur. Ayrıca dokuyucu kadınlar zaman içinde oluşmakta olan desenleri dokuyarak, sürekli yaratıcılığın, bir parçasıdır. Motiflerin anlamını bilmek için Yüzlerce belirli bir deseni dokuyan pek çok değişik dokuyucu ile görüşülebilmesi gerekmektedir. Bu neden ile motiflerin anlamları ile ilgili olası bir sonuçu ortaya koymak için Türklerin anayurdu Orta Asya ve göç yolları üstündeki ülkeleri ve Anadolu topraklarındaki sosyokültürel şekillenmeni göz önünde bulundurmamız söz konusudur. Her iki bölgede ortak olan motifler resim olarak ayrıntılı bir şekilde gösterilmiştir (Resim 7-8).
Sonuç:
Hem geniş kaynak taraması, hem de İran (Azerbaycan bölgesi - Fars eyaleti ) ve Anadolu’da çeşitli bölgelerinde yaptığımız araştırmalar sonucunda cicim dokumacılığının tarihi, yöresel teknik özellikleri, dokumacılık geleneği vs. hakkında bir çalışma ortaya çıkmıştır. Sonuçta, belge olarak ilk örnekleri Orta Çağa ait olan cicim dokuma sanatı varlığını günümüze kadar sürdürülmüştür. Yaptığımız araştırmalar, cicimin genellikle Yörükler, kısmen de yerleşik hayata geçmiş eski göçebeler arasında dokunmakta olduğu tespit edilmiştir. Ele aldığımız yöre halklarının geçmişte ve günümüzde ortak yönleri olduğu, Türk boyundan geldikleri ve sosyal yapıları itibari ile arasındaki benzerliklerin sonucu olarak dokumacılık geleneklerinde de ortak yönler mevcuttur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi söz konusu halklar arasındaki kültürel ve sosyal benzerlikler cicim motiflerinde de ortaya çıkmaktadır . Şöyle ki bu motiflerde karakter benzerliklerinin yanı sıra, birbirleri ile aynı olan motiflere ve cicim türlerine rastlanmaktadır. Bununla beraber motiflerde kullanılan renkler bölgesel özellikler taşımaktadır. Bunun yanı kullanılan malzeme, tarama, eğirme, bükme yöntemleri , aletler ve kullanılan adlar bile her iki ülkede aynıdır. El dokumalarında önemli bir grup oluşturan cicim dokumacılığı çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Türk toplulukları arasındaki ortak kültür bağlılıkları ve estetik anlayışın bir yanması olarak mevcudiyetini sürdürmektedir. Ama günümüzde yaşam şartlarının değişimi, diğer taraftan zorunlu yerleşim göçebe hayatının sona ermesini neden olmaktadır. Bu da cicim dokumacılık geleneğinin olumsuz yönde etkilemektedir.

Sanat-Kalem İşi


  
Rahim ÇARHİ
Çeviren:Katayoun SARNESAR                                                            
 Giriş
 Bu makalede Azerbaycan’da Kaçar dönemine ait binalarda duvar üzerin tezhip ve minyatür üslubu ile yapılan kalem işlerinin ortaya çıkarılması ve karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Bu araştırma Azerbaycan’ın farklı şehirlerinde o döneme ait on malikâne örnek olarak seçilmiş ve Tebriz şehrindeki Behnam Malikânesi ile karşılaştırılmıştır. Seçilen evlerin adları Behnam, Hariri, Selmasi, Noberi, Gencey-i Zade, Tebriz’in Maralan mahallesi Çopur meydanında bir ev, Erdebil şeherinde bulunan Hikmet taları ve S. Haşım İbrahimi evleri, Hoy şehrinde Kebirinin evi ve Bahçacık’da Serdar Makunu evi olmaktadır. Azerbaycan’da ilk kez olarak alçı üzerine yenileme işlemi Tebriz’de bulunan Behnam malikânesinde yapılmıştır. Söz konusu yenileme makale araştırmacısı tarafından yapılmış ve bu çalışma diğer evler ile kıyaslanmıştır. İran’da farklı geleneksel teknikler kullanarak duvar iç kısmı üzerine kalem işleri yapılmaktadır Kaçar Döneminde kalem işlerinde Tezhibin yeri ve önemi: Kaçar döneminde(1799-1926) İran’da kalem işi olarak üç sanat üslubu kullanılmaktaydı. Bu sanat üslupları Tezhip, Gül-i Morğ, ve minyatürden ibarettir ve her birinin kendine özgü tarihi, yükseliş ve düşüş dönemleri olmuştur. Söz konusu dönemde Azerbaycan bölgesinde en fazla tezhip sanatı kullanılmış ve öneme sahip olmuştur. Bu diğer iki sanattan kullanılmadığı anlamına gelmemektedir.. Ancak genelde ana kompozisyonu tezhip sanatı oluşturmuş, minyatür ve Gül-i Morğ üslubu tamamlayıcı olarak kompozisyon kenarlarında kullanılmıştır. Kaçar döneminde tezhip sanatı yaygınlaşmış ve birçok malikâne sahipleri evlerinin iç kısmında yan duvarların, tavan ve geleneksel şöminelerin üzerini tezhip sanatı ile süslettirmişler. Böylece dönemin zengin ailelerinin bu sanata ciddi merakları olmuştur. Tezhip Sanatında Nakışların Yeri ve Önemi: Fars dilinde tezhibin kelime anlamı tezyin olarak kullanılmaktadır ve hat kitaplarındaki sayfaların kenarlarını altın veya gümüş suyu kullanarak nakışlar ile süslenmesine tezhip denilmektedir. Tezhip sanatında nakışlar genel form açısından Hatai ve İslimi(Rumi)olarak iki guruba ayrılmaktadır. İslimi veya Rumi nakışları: Tezhip sanatının ana nakışlarında birini oluşturmaktadır. Orta Asya Türklerinde yaşam tarzlarında dolayı hayvan çok öneme sahip olmuştur. Kültürel temelinde bazı havyanlar bereket, mertlik, kahramanlık ve cesaret sembolü olmuştur. Bu da tezhip sanatında ilham kaynağı olarak kullanılmıştır. Bu neden ile eslimi motiflerinde hayvanların figürleri ve organik hareketleri, örneğin sürüngenlerden yılan ve ejderha motif olarak kullanılmıştır. Bunu yanı sıra eslimi motiflerinde doğanın da ağaç veya diğer unsurlarında ilham alarak motifler oluşturulmaktadır. Eslimi motifler ilham kaynağı, kompozisyon ve yapılış şekline göre birkaç alt gurup ayrılmaktadır. Bunlardan, sade , içi dolu, diş dişi, işlemeli, sarılama (sarmaşik), orta bağ, tepelik..vb adını vermek mümkündür. Hatai Nakışları: Bu da tezhip sanatının ana nakışlarından biri sayılmaktadır. Bu sanat Ora Asya Türkleri aracılığı ile İran’a ulaşmış ve Safiviler döneminde en parlak devrini yaşayarak sarayların süs sanatı olarak kendini göstermiştir. Hatayı nakışlarında sadece bitki ve çiçek formları ilham kaynağı olmuştur. Bu nakışlarda bazı bitkilerin dikine kesiti, yapraklar (üzüm, incir ve kenger yaprakları) ve anatomik çizgileri kullanılmıştır. Ayrıca Hatai motiflerinde bazı çiçekler olduğu gibi doğadan alınıp stilize edilerek çizilmiştir. Azerbaycan’daki tezhip sanatı doğadan ilham almasına rağmen asırlarca İran kalem işlerinden etkilenerek İran’ı hüviyeti belirtilerini de almıştır. Asırlar sonra özellikle Kaçarlar döneminde tezhip sanatı Avrupa sanatında esinlemiştir. Görüldüğü gibi Kaçar döneminde yapılan kalem işlerinde Hatai motifleri eski kompozisyonlarını ve inceliğini kayıp ederek daha sade bir şekilde işlenilmiştir. Kalem İşlerinde Tezhip Yanı Sıra Minyatür ve Gül-i-morğ Üslubunun Yer Alması: Yukarıda yazıldığı gibi kalem işlerinde ana yapıyı tezhip üslubu oluştursa da onun yanı sıra minyatür ve gonca gül üslupları da kullanılmaktadır. Bu tarz işlerde sanat eseri bir bütün olarak gözükmekte ancak her üslup kendi bağımsızlığını da korumaktadır. Bu da sanat eserinde çoğunluluk(kesret) ile bütünlüğün(vahdet) bir ardada olmasını sağlamaktadır. Gül-i-morğ veya Gonca gül ile Birlikte Tezhibin İşlenmesi: Araştırma konusu olan malik hanelerde gül-i morğ veya gonca gülün yanı sıra tezhibin çalışmaları aşağıda verilen şekillerde kullanılmıştır. 1- Tezhip bordur olarak gonca gül eseleri etrafında görülmektedir. 2- Gonca gül veya gül-i morğ tabloları tezhip nakışlar ile çerçevelenmiştir. Genelde çerçevede kullanılan motifleri Avrupa sanatında esinlenmiş Rumi motifler oluşturmaktadır. 3- Bazı örneklerde tezhip ve gül-i morğ veya gonca gül bordur olarak kullanılmıştır. 4- Bazı örneklerde tezhip motifleri ve gol-i-morğ veya gonca gül bir kompozisyonda iç içe kullanılmıştır. Kaçar döneminde yapılan gül-i morğ veya gonca gül çalışmalarında gülün üzerinde fazla durulmuştur. Gül söz konusu çalışmalarının ortak noktası aynı zamanda asli ünsülerinden biri olmuştur. Minyatür ve Tezhibin Bir Arada İşlenmesi: Örnek olarak araştırılan evlerde minyatür eserleri Tenebi’lerde yapılmıştır. Kaçar döneminde Malikânenin en geniş odası ve misafirlerin ağırlandığı odaya Tenebi denilmekteydi. Tenebi’lerde iki sıra raflar yapılmaktaydı. Aşağı sıralarda raflar niş ve dikdörtgen şeklinde yapılırdı. Üst kısımlarda ise derinliği az olan ve mihrap şeklinde raflar yer alırdı. Minyatür eserlerinde bu rafların üzerine yapılmıştır. Ayrıca kaçar dönemine ait binaların tavanın dada minyatür işleri gözükmektedir. Bu eserler yapılış yeri ve şekli itibari ile aşağıdaki formlarda yapılmıştır. 1- Rafların üzerinde kitabe (başyazı) şeklinde yapılan tablolarda ressamlar genelde yatay kompozisyon kullanmış ve tezhibe çok az yer verilmiştir. Sadece tablo bordürlerinde değişik renklerde paralel çizgiler çizilmiştir. 2- Mihrap şeklindeki raflarda tablo hacminin büyüklüğünden dolayı kompozisyonlar dikey olarak ele alınmıştır. Bu tablolarda tezhip rafın üst kısmındaki üçgenler içerisinde yapılmıştır. 3- Kaçar döneminde taban ile en alt raf arsındaki kısma Ezare denilmekteydi. Ezarelerde tezhip zemini üzerine minyatürler bir çerçeve içerisinde yapılmıştır. Bu çerçeveler daire, elips ve dikdörtgen formunda olmaktadır. Genel kompozisyona bakıldığında bu çerçevelerin etrafını tezhip nakışları sarmaktadır. 4- Tavanlarda büyük ebatlarda yapılan minyatürler tezhip ile yapılan bordürler ile çerçevelenmiştir. Ayrıca bazı örneklerde tezhip kompozisyonunda dolambaç üzerine insan ve hayvan figürleri yapılmıştır. Bu araştırmada bazı çalışmalarda tezhip zemini üzerine manzara tipi resimler bulunmaktadır. Söz konusu genelde şematik olarak gözükmekte ve ayrıntıya girilmemiştir. Resimlerin konularında ise Batı kültürünün etkileri göze çarpmaktadır. Kaçar Döneminde Kalem İşlerinde Kullanılan Renkler: Araştırma konusu olan evlerde tezhip üslubunda kullanılan renkler genelde altın yaldız renkleri, lacivert renginin farklı tonları, soğan rengi ve sarımsı yeşil olmaktadır. Bu renkler kullanışı tezhibin nakışları ve zemininde farklılık göstermektedir. Genellikle nakışlarda altın yaldız renkleri, zeminde ise lacivert kullanılmıştır. Böylelikle bu renkler iki ana renkleri oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra bazı nakışlarda beyaz rengi de kullanılmıştır. Ayrıca bazı evlerde beyaz alçı üzerine, özellikle mukarnaslar da tezhip nakışları soğan rengi ve sarımsı yeşil renkleri ile çizilmiştir.

20 Tem 2009

Tarih-1

2. Uluslar arası Eminönü Sempozyumu 15-17
Haziran 2007 İstanbul Ticaret Odası
Eminönü'nde Eski Bir Sefarethane İran Konsolosluğu

Katayoun SARNESAR
İran ve Türkiye gerek taşıdıkları coğrafi konum ve komşuluk nedenleri gerekse sahip oldukları tarihi geçmiş ile ötelerden beri çeşitli alanlarda münasebet ve ilişkileri bulunan iki ülkedir. Kaçar ve Osmanlı Devletleri arasındaki siyasi ilişkilerin başlaması 1825'li yıllara rastlar. Tahran'a Büyükelçi gönderen Osmanlı Devletinin ayrıca Urumiye ve Tebriz kentlerinde Başkonsolosluklarını açmasıyla İran da 1851 yılında ilk kez İstanbul'da Büyükelçiliğini açmıştır. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti rejiminin kurulmasıyla İran'ın İstanbul'daki Büyükelçiliği Ankara'ya taşınırken ardından iki ülke ilişkilerinin gelişmesine paralel olarak İstanbul, Trabzon, Erzurum ve İzmir şehirlerinde İran Başkonsoloslukları kuruldu. Ancak bir müddet sonra İzmir Başkonsolosluğu kapandı. Birinci Dünya savaşından sonra İran'da Kaçar Hanedanlığı'nın ortadan kalkması ve Pehlevi Hükümeti'nin işbaşına gelmesiyle ve öte yandan Türkiye'de Cumhuriyet yönetimine geçilmesinin ardından iki ülke arasında çok sayıda çeşitli sözleşme ve antlaşmalar imzalanmıştır. Ayrıca Şah Rıza Pehlevi 1934'de Ankara'ya yaptığı uzun bir ziyaret sırasında Atatürk'ün ve Cumhuriyet yönetiminin yaptıklarından büyük ölçüde etkilenerek, iki ülke arasında ilk kültürel anlaşmaya imza atmıştır. O günden bu yana iki ülke arasındaki kültürel ilişkiler, imzalanan anlaşmalar çerçevesinde devam etmiştir. İmzalanan bu sözleşme ve antlaşmalar iki ülke münasebetlerinin gelişmesine vesile olmuştur.
19.yy'ın ortalarında, İstanbul'da birçok yabancı ülke temsilcilikleri yeni ve modern elçilik binaları yaptırırken, İran Elçiliği kiraladığı ahşap evlerde hizmet vermekteydi. Aynı yıllarda İran devleti, Avrupa'yı model alan bir değişim isteği ile bu yönde hareket eden Rusya'ya ve  Müslüman bir ülke olan Osmanlı Devleti'ne, daha sonra başbakan olacak Mirza Takı Han gibi önemli temsilciler göndererek yenileşme yolunda atılan adımları incelemekteydi. 1860'ta İstanbul'da göreve başlayan Elçi Hacı Mirza Hüseyin Han, Süleyman Paşa'dan kiralayıp elçilik olarak kullandıkları ahşap yapının, içindeki tüm kıymetli eşya birlikte yanması üzerine, 1865'te Şaha bir rapor göndererek, uygun bir arsa satın alıp İran devletine yakışır bir sefaret binası yaptırmak için izin istedi. Bu rapor üzerine Şah Nasrettin 1866'da Elçi Hüseyin Han'a bir ferman yollayarak, eski anlaşmalara göre İran'ın tarihi yarımadada bir konsolosluk bulundurma hakkı olduğunu ve bu hakka dayanarak sur içinde güzel bir yer bulunup alınmasını istedi. Cağaloğlu'ndaki arazi bu ferman üzerine aynı yıl bir Osmanlı paşasından satın alındı. İstanbul'da bulunan tüm elçilik binaları Pera'da yer alırken, İran Elçiliği, tarihi yarımadada bulunan tek elçilik olarak istisna teşkil eder. İran elçilik kaynaklarına göre İstanbul'un en güzel yerinde, Babıâli'ye yakın böyle kıymetli bir arsayı yabancı bir sefarete satan paşa, hizmetten ihraç edilerek bir süre sürgüne gönderilmiştir.
Elçilik arsasını satın alan kaçar devletinin İstanbul Elçisi Hacı Mirza Hüseyin Han, binanın yapımı için İtalyan kökenli Giorgio Domenico Stamp, ile anlaşarak inşaatı ona yaptırmıştır. Ayrıca arazinin alınmasından evvel 1856'da, Kaçar Şahı Nasrettin, bir ferman ile "İstanbul'da Türk hükümetinin mimarı" olarak tanımladığı İtalyan mimar Gaspare Fossati'ye bir proje hazırlatmış ve ikinci dereceden bir nişan verilmiştir. Fermanda, "imparatorluk sarayı" olarak söz edilen bu projeden günümüzde, İsviçre Arşivinde çizim halinde muhafaza edilmektedir. Bu çizim projenin bir imparatorluk sarayın dan çok bir elçilik sarayı için hazırlandığını düşündürürcüdür. Stampa'nın, elçilik bina inşaatından Fossati tasarımlarından yararlanarak yapılması olasıdır. 1900'de İstanbul'u ziyaret eden Muzafferettin Şah elçiliğin kuzeyinde bulunan evkafa ait arsanın satın alınarak arazinin genişletilmesi isteyince, II. Abdülhamit(1876-1909) burayı satın alarak elçiliğe vermiştir.(Şekil -1)
Yukarıda bahsettiğimiz arsa ve yapılan bina Eminönü ilçesi, Alemdar Mahallesi'nde, Babıâli caddesi ile Türk ocağı Caddesi'nin kesiştiği köşede büyük bir ihtişamla gözükmektedir. Batısında İstanbul Lisesi, kuzeyinde ise Cağaloğlu yokuşu yer almaktadır. Bugün İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu olarak işlevini yapmaktadır. Bazı kaynaklara geçen yıllarda binanın kuzey kısmının üstüne bir kat tras olarak ilave edilmiştir.(Resim-1)
Bu katın dışında yapı veya bina has mimarisiyle günümüze kadar kendisini korumuştur. Elçilik binası, kuzeye doğru eğimli, bahçe şeklinde düzenlenmiş arsanın doğu kenarında, bir bodrum kat üzerine 3 katlı olarak inşa edilmiştir. İki yanında bekçi kulübeleri bulunan bahçe girişi Türk ocağı Caddesi üzerindedir. Yarım daire kemerli pencereleri olan, köşeleri taş kaplı bu küçük yapılarla sınırlanmış metal parmaklı giriş kapısını her iki yanında, ikişer kolon ve üzerlerinde aslan heykelleri yer alır. Ana yapı 24 de 24 m ölçüler üzerinde yapılmıştır. Güney cephesinde ise giriş basamaklarında mermer taşlar ve dörder mermer kolona taşıtılan iki katlı balkonlar göze çarpmaktadır.(Resim-2-3-4-5)
1972 yılına kadar dışı kâgir özenle dekore edilmiş yüksek tavanlı giriş ve birinci kat salonlarında eski İran mimarisinden esinlenilmiş süsleme elemanları da kullanılmıştır. İlave inşaat yapılan kısım binanın ilk planlamasında teras olarak düşünülmüştür. Bugün mermer levhalarla kaplı olan döşemenin, bina önündeki yoldan geçen ağır vasıtaların yaratığı titreşimlerden etkilendiği ve levhalar arasındaki derzlerin açılarak buradan giren suyun alt katlarda hasar meydana getirmiştir. Cephe mimarisi bakımından, İstanbul Tanzimat dönemi Kâgir yapılarında yaygın olarak izlenen Batılı anlaştı bir düzenleme sergiler. 19.yy'ı Batı'yı model alan yenileşme programlarıyla tamamlayan İran'ın İstanbul mimarisine kazandırdığı elçilik binası, Osmanlı Tanzimat dönemi mimarlığının nitelikli bir örneğidir.

Kaynakça
1-www.iran kulturevi.com 2-İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı yay, Cilt 4, s.189 3-kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul 4. Koruma Kurulu Müdürlüğü 4-istanbul.icro.ir